5 Ekim 2009 Pazartesi

YAHUDİ DİNİNİN KADINLARA BAKIŞI

Yahudilikte kadın anlayışı ataerkil yapıya uygundur. Kadın yasak meyveyi yemesi ve eşine yedirmesi sebebiyle emre itaatsizliği yüzünden cezaya çarptırılmıştır. Cezasını, zahmet ve gebeliğinin daha da çoğaltılmasıyla, ağrı ve sancı ile evlat doğurması, arzusunun kocasına karşı olması, kocasının kendisine hakim olmasıyla çekeceğini bildirmiştir. Kadının birinci vazifesi çocuk doğurmak, yuvaya bakmaktır. Kadın din görevlisi olamaz. Kadınlar cemaatte sayılmaz ve cemaatte ibadete iştirak edemez. Sadece uzaktan seyredebilirler. Cenaze merasimlerine katılamazlar. Kadın kocasında, erkek kardeşi varsa babasından mirasçı olamaz. Başını örtmesi gerekir. Başı açık kadının bulunduğu evde kutsal metinler okunamaz. Yabancıyla aynı sofrada oturamaz. Ayrıca kadınlar geveze, açgözlü, kıskanç, kavgacı, güvenilmez ve baştan çıkartıcı gibi sıfatlarla yerilir. Talmud döneminde kadınlara şefkat ve merhametle muamele edilmiş ancak öğrenim kapıları açılmamıştır.[1]

"Ve Tanrı Adam'ı (Adem) yarattı ve Adam ayağa kalkıp etrafına baktı ve Rab şarka doğru Aden'de bir bahçe dikti.Ve yaptığı Adam'ı oraya koydu.Ve Rab bahçenin ortasında hayat ağacını,iyiliği ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi.Ve Rab Adam'ı aldı;baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu. Ve emredip dedi ki,'Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye;fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin. Çünkü ondan yediğin günde mutlaka öleceksin.'
Ve Rab dedi,'Adam'ın yalnız olması iyi değildir.' Ve Rab her kır hayvanını topraktan yarattı: fakat Adam için uygun yardımcı bulunmadı. Ve Rab Adam'ın kaburga kemiklerinden birini aldı ve her yerini etle kavradı.Havva'yı yaptı ve o'nu Adam'a getirdi. Ve Havva şeytana uyarak yasak meyveyi (iyilik ve kötülük bilme ağacının meyvesi) koparıp Adam'ı kandırarak yediler ve ilk defa çıplaklıklarının farkına vardılar. Ve Rab onları cennetinden kovdu." [2]
Tevrat'ta yaratılış bu şekilde anlatılmaktadır.İlk yaratılan canlı Adem'dir, yani erkektir. Tanrı Adem kendisini yalnız hissetmesin ve kendisini eğlendirsin diye yeryüzündeki tüm canlılardan sonra en son çare olarak Havva'yı,yani kadını yaratmıştır.Kadın Tanrının yarattığı canlılar içerisinde En sonuncusudur.[3] Yahudilik ile başlayan ve diğer dinlerde de devam eden bu anlayış,kadına erkeğin istemlerini ve ihtiyaçlarını karşılamak için yeryüzüne gelmiş canlı vasfını yüklemiştir.Kadın erkek için vardır ve erkeğe yararlı olduğu sürece değerlidir.

“Aşağıdaki diyalog İbrani mitolojisine göre, Adam ile ilk eşi Lilith arasında geçer: “Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘Erkeğin yalnız olması iyi bir şey değil.’ Ve ona topraktan bir eş yarattı adı Lilith olan. Kısa süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar.
Lilith :Ben senin altında yatmak istemiyorum.Adam : Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.Lilith : İkimiz de eşitiz; çünkü ikimizde topraktan yaratıldık.(Ve her ikisi de birbirlerini anlamayı reddettiler.)Adam : Dünyanın tanrısı, bana verdiğin kadın benden kaçtı.(Tanrı, Lilith’in peşinden meleklerini gönderir ve Adam’a şöyle seslenir.)Tanrı : Geri dönmek istediği takdirde, tamam; şayet istemezse her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.” [4]

Yahudi toplumunda genel anlayışa göre, kadının aklı günah ve rezalete teşvik edeci bir unsurdur. Kadın hep eksiktir ve onu eksik kılan aklıdır. Kadın ancak evlendiği zaman eksiksiz hale gelmektedir; çünkü eşi, yani erkek, onun aklı olmaktadır. Ancak evlilikle tamamlanan ve onlara göre insanlaşan kadın toplumda anne statüsünde ise saygı görmektedir. Yahudilikte ananın da baba kadar saygı göremeye hakkı olduğu kabul edilir.Tek tanrılı dinler arasında kadını sosyal alandan ve toplumsal faaliyetlerden en fazla soyutlayan, ona belli sınırlar çizerek yaşam alanını daraltan Yahudilik dinin de, böylece kadın aile kurumu içerisine hapsedilmekte, başka hiçbir alanda söz sahibi olamamakta ve saygı görememektedir.
Kadının toplumda sahip olduğu konumdan kaynaklanan görevi sadece ev içerisinde kalmaktır. Yahudi kadını ev işlerini en iyi şekilde yapmak, çocuklarına bakmak ve kocasının ihtiyaçlarını karşılamak, her anlamda onu tatmin etmek zorundadır.Ancak bunları yapabildiği sürece o bir insandır. Tevrat'ta evlilik, boşanma ve mirasa ilişkin kurallar tümü ile erkeklerin lehinedir. Yahudilikte evlilik kurumu çok kutsaldır. Evlilik bir Tanrı buyruğudur. Bu evlilik kurumunda da erkek egemenliği ön plandadır. Kurumda söz sahibi olan kişi babadır. Çocuklar baba soyundan gelmektedir.En doğal hak olan çocuğa ad koyma hakkı dahi anneden esirgenmiştir. Çocuğa ancak babası ad koyabilmektedir. Toplumsal yaşayışta poligami egemendir. Erkeğin aynı anda birden çok eşi olabilmektedir. Fakat kadının böyle bir olanağı yoktur.

Tevrat boşanma hakkını da yalnızca kocaya tanımıştır. Kadının böyle bir hakkı yoktur. Erkek gerektiğinde Tevratın bildirdiği koşullar altında karısını boşayabilmekte, kadın ise hangi koşullar altında olursa olsun boşanma hakkını kullanamamaktadır.Ayrıca Tevrat'ta belirtilen boşanma koşulları da objektif olmaktan ziyade keyfi koşulardır. Kimi zaman erkeğin eşinden memnun olmaması boşanma için yeterlidir. Mirasta da öncelik erketedir: Tevrat'a göre; "Ölen bir kimsenin mirası oğluna kalır, ancak ölen kimsenin oğlu yok ise bıraktıkları kızına kalır." [5]

Yahudilik dininde kadının ne kadar değersiz olduğunun bir diğer göstergesi de ON EMİR arasında 'tecavüz etme' hükmünün bulunmamasıdır. Bir Yahudinin yapması ve yapmaması gereken on davranış arasına böyle bir yasağın konulmaması tecavüzün dinen yeterince mahkum edilmediğinin ve bunu yapmanın caydırıcı cezalarla engellenmediğini göstermektedir. Bu On Emir'de zina etmek, komşunun karısına göz dikmek yasaklanmış ama bir kadının kişiliğine, bedenine ve değerlerine yapılabilecek en aşağılık saldırı olan tecavüzün yasaklanmasına yer verilmemiştir. Üstelik bu toplumda tecavüze uğrayan evli kadın tecavüz eden erkek ile aynı derecede suçlu sayılarak, recmedilerek (taşlanarak) öldürülmektedir. Eğer erkek bir bakireye tecavüz etmiş ve bu olay kent duvarları içinde gerçekleşmiş ise o zaman kız da erkekle birlikte recmedilerek öldürülür.Bu cezanın gerekçesi de,'Kızın tecavüze izin verdiği, tecavüzü istemeyen kadının bağırarak bunu duyurabileceği ve böylece defedebileceği' şeklinde ifade edilmektedir. Yahudiliğin ilk dönemlerinde kadın dinsel alanda yer alırken erkeklerle aynı yerde ibadet ederken, daha sonra bu alandan soyutlanmıştır. Erkek kendi gücünün farkına vararak kadını her anlamda ve her alanda yaşamın gerçekliklerinden dışlayarak tek boyuta sığdırmayı, o alanda yaşatmayı bir görev bilmiştir.
"Beni Kadın Yaratmayan Tanrı'ya Şükürler Olsun." Her Yahudi erkek akşam yatarken büyük bir şükran duygusu ile Tanrıya kendisini kadın yaratmadığı için teşekkür eder.

Kadının bu derece değersizleştirilip, ayaklar altına alınması tek tanrılı dinlerin ilki olan Yahudilikle başlayıp bu dinden sonra gelen tüm dinlerde de hakim olan bir anlayış haline gelmiştir. Kadın bu dönemde ve diğer dönemlerde farklı kalıplar içerisine sokularak bazen şeytan nitelendirmesine layık görüldü, bazen de yılanla eşdeğerde tutularak toplumdan soyutlandı. Kadının kimi zaman bedeni kimi zaman beyni hapsedildi. Kadının tarihi hapsedilmenin ve eziyetin tarihi oldu. Artık utancın adıydı kadın olmak. Kadın bedeniyle, ruhuyla, adıyla utancın kaynağıydı. Kadın sistem içerisinde bir meta, alınıp satılan, erkeğin istemlerine cevap olan, bu anlamların dışına çıkamayan bir varlık olarak tarihten günümüze kadar böyle yaşamaya mahkum edilmiştir. Erkek zihniyeti kafasında yarattığı bu kadın bakış açısıyla kadına bir yaşam alanı ve sınırları oluşturmuş ve bunu kadına dayatmıştır. Tarihe baktığımızda ise bunda başarılı olduğunu görebiliyoruz. Günümüzde hala Yahudi toplumunda Kadın Özgürlük Hareketlerinin etkisiyle, kadının toplumdaki konumu bu kadar "aşağı" olmamakla beraber, anlayışın temelinde yine bu mantık yatmaktadır. Kadına toplumsal hayatta birtakım sözde özgürlükler verilmesine rağmen, toplumun kadına bakış açısı hala aynıdır. Kadın hala eksiktir ve erkek için yaratılandır.
[1] Ayşe Böhürler & Aslıhan Eker, a.g.e, sy: 120 – 136
[2] Tevrat 1. Ayet
[3] Aksu Bora’nın Toplumsal Cinsiyet ve Medya Atölyesi kapsamında 30.06.2008 tarihinde gerçekleşen “Kadınların Toplumsal Tarihine Bakış” seminerinin notlarından alınmıştır.
[4] Vera Zingsem’den aktaran Merih Nergis, “Mitolojide kadın Evcilleşmeyen Sayrılıktır”, Aktüel Bakış Dergisi, Temmuz – Ağustos – Eylül 2003 sy. 41
[5] Aksu Bora’nın Toplumsal Cinsiyet ve Medya Atölyesi kapsamında 30.06.2008 tarihinde gerçekleşen “Kadınların Toplumsal Tarihine Bakış” seminerinin notlarından alınmıştır.

2 yorum:

  1. Linkteki filmi izledikten sonra bu konuyu hiç bilmediğimi farkettim. O vesile ile yazınıza ulaştım. Kısa ve net olarak açıklamışsınız, teşekkürler. https://www.themoviedb.org/translate/movie/270403?language=tr-TR

    YanıtlaSil
  2. https://twitter.com/Sorgulayalim/status/944143641152573440

    YanıtlaSil