Kadın hareketleri açısından cumhuriyet dönemine baktığımızda ise; dünya kadınının yanında kendisini daha şanslı olarak görmesi gereken Türk kadını görüntüsü görünmektedir.
“Çünkü, Türk kadını, kadının toplumsal statüsünü değerlendirebilen, ve onların kadın olmaktan kaynaklanan haklarına sahip olmalarını gerekli gören Kemal Atatürk gibi bir lidere sahiptir. Türkiye 1924-1934 seneleri arasında Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’yi bir hamle ile İslami yasalardan kurtararak kadınların erkeklerle eşit haklar edinmesini sağladı. Böylece, Türk kadını, mücadele etmeksizin diğer Avrupalı milletlerde olduğundan çok önce eşitliğe kavuştu. Atatürk’ün Cumhuriyet devrimleri ile başlayan kadın hakları mücadelesi Türk kadını için bir ışık olmuştur. Atatürk devrimleri ile elde edilen haklar ile Türk kadını bu anlamda geleceğe de umutla bakmaktadır”[1]
Cumhuriyet dönemi ideoloji bakımında tepeden tırnağa tüm özellikleriyle tek tip bir kadın imajı yaratılmaya çalışılmıştır. Elbiselerinin boyu ve rengi aynı, giyecekleri giysilerin rengi adeta kanunla belirlenmiş, saçına resmi çerçevede biçim verilmiş bir kadın tipi oluşturulmuştur. Dolayısıyla kadın hakları ile ilgili yapılan bütün hukuki düzenlemelerin yanı sıra, Türk kadınlığın kültür seviyesini yükseltip sosyal hayatta ve çalışma sahasındaki gerçek yerlerini almaları konusunda etkili çalışmalar yapılmıştır. Bu girişimler sonrasında, Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek ilerlemeler kaydetmiştir. Buna rağmen Cumhuriyet döneminde kadınları toplumda çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırabilecek olan çok sayıda hukuksal ve toplumsal düzenlemeler olmasına rağmen, bu düzenlemelerin görünürde kadınlar için yapıldığı halde Türk toplumu kültürüne zarar vermeyecek şekilde düzenlendiği söylenebilir.[2]
Türkiye’de kabul görmüş ilk feminist örgütlenme 1984 yılında kurulan Kadın Çevresi oldu. Kadın Çevresi feminist bir yayıneviydi ve feminist bir literatür oluşturmak için kitap basıyordu. Bununla beraber Kadın Çevresi sadece bir yayınevi olarak kalmadı. Aynı zamanda feministlerin ve feminizm üzerine düşünmeye başlayan kadınların birbirini bulduğu bir örgütlenme haline geldi. Daha sonra bilinç yükseltme toplantılarını, feminist dergileri ve kampanyaları örgütleyecek olan kadınlar burada tanıştı ve aktif olarak feminist siyaset üretmeye başladı. Türkiye’deki feministler tıpkı yurt dışında faaliyet gösteren feministler gibi kendi ülkelerinde kamusal ve sosyal alanda sorunlu gidişatı çözebilmek adına çeşitli kampanyalar düzenlediler. Elbette bu kampanyaların amacı kadını sosyal hayata sokmak, kadının haklarını teslim etmek ve ataerkil kültürü kadın lehine değiştirmekti.[3]
“Görüldüğü gibi 1980'li yıllar, hem teorik hem de pratik anlamda feminist hareketin büyük bir ivme kazandığı, kadın konusunun hem resmi hem de sivil yapılarda giderek daha fazla gündem belirlemeye başladığı bir dönem olmuştur. Türkiye'de, yine bu dönemde sosyalist, liberal, radikal ve İslamcı feministlerden söz edilir olmuştur. 1990'lı yıllara gelindiğinde kadın hareketinin akademik gelişimine katkıda bulunacak önemli iki kuruluş olan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi (Nisan, 1990) ve İstanbul Üniversitesi bünyesinde Kadın Araştırmaları Merkezi (Kasım, 1990) kurulmuştur. Aynı dönemde bir yandan da Mor Çatı gibi kadın sığınma evleri kurulmaya başlanmıştır. Türkiye'de bugün bir çok üniversitenin bünyesinde, feminist akademik çalışmalar yürütmek amacıyla kurulmuş Kadın Araştırmaları Merkezleri bulunmaktadır.”[4]
[1] Prof. Dr. Emel Doğramacı, a.g.e sy: 8
[2] Özge Kaçar, a.g.e. sy. 28
[3] Aksu Bora’nın Toplumsal Cinsiyet ve Medya Atölyesi kapsamında 30.06.2008 tarihinde gerçekleşen “Kadınların Toplumsal Tarihine Bakış” seminerinin notlarından alınmıştır.
[4] Leyla Şimşek, “Günümüz Basınında Kadın(lar)” , Alt Kitap, Online Yayınevi, 2000, sy : 12 – 15
5 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder