Tek Tanrılı dinlerin üçüncüsü olan İslamiyet’in kadına bakış açısının diğer tek tanrılı dinlerden çok farklı olduğunu söylemek mümkün değildir. İslamiyet öncesi Arap kadını, toplumun şerefle saydığı, siyasal ve sosyal haklarla donatıldığı bir varlıktı; kadın mal değil aksine hak sahibi durumundaydı. Erkeğini kendi seçer ve dilediği takdirde boş edebilirdi. Giyim ve kuşamda olduğu gibi dilediği işleri görmede (ticaret) serbestti.
“ Muhammed' in dayısı Abdü'l-Müttalib Haşim'in annesi Selma bint Amr, bu konuda verilecek nice örneklerden biridir ve cahiliye döneminde Arap kadının özgürlüğünü temsil eder. Selma öylesine şahsiyetine ve özgürlüğüne sahip bir kadın ki, evleneceği zaman kendi işlerinin kontrolünü kendi tutacağına ve dilediği zaman boşanacağına dair şartı; evlilik akdinin şartı kılardı.[1] Öte yandan "Müt'a evlilik" sistemi, İslamdan önce Arap kadınının özgürlüğünün bir başka örneğidir. Arap Lugatlarına göre "zevk evlenmesi" anlamına gelen bir tür evliliktir ki , belli bir süre boyunca birlikte yaşamak isteyen kadın ve erkek, hiçbir merasime gerek görmeden aralarında yapacakları bir anlaşma ile evlenebilirlerdi. Fakat İslamdan sonra Arap kadını kocasını seçme hakkını da yitirmiştir. Aynı şekilde "cahilliyye' de kocasını boşama hakkına sahip iken İslamdan sonra bu hakkından da yoksun kalmıştır.[2]
“Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç adet müddeti beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığı çocuğu saklamaları kendilerine helal olmaz; eğer Allah'a ve ahiret gününe imanları varsa. Kocaları barışmak istiyorsa, bu bekleme (iddet) müddeti içinde, (ric'î talakta) onları geri almağa (nikahlarında tutmağa) daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin (meşru surette) kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler kadınlar üzerine (mihir ve nafaka bakımından) daha üstün bir dereceye sahiptirler. Allah izzet sahibidir, hikmet sahibidir” [3]
228. ayete göre kadının yaşamı tamamen erkeğin insiyatifine bırakılarak erkeğin seçimi doğrultusunda yönlendirilmektedir. Annenin kendi bedenindeki varlık eşler arasında birlikte karar verme hakkına değil de birebir erkeğe ait hak olarak değerlendirilmektedir. Kadının da erkek üzerinde hak sahibi olduğunu söyleyen Kur'an 228. ayet' inin son satırında yer aldığı gibi "Yalnız erkekler kadınlardan daha üstündür" demeden de edememiştir. İslam dünyası için Kur'an' ın en doğru ve tek kaynak olarak görülmesi her din bilgininin Kur'an'ı kendince yorumlamasına neden olmuştur. Hatta bilginliğin dışında okuma yazma bilmeyen bir köy imamının, kur'an'ı ne anlama geldiğini bilmediği Arapça dili şeklinde öğrenerek; kendi çıkarları doğrultusunda karısını, gelinini, kızını kısıtlamak amacıyla etrafa hurafeler şeklinde "kur'an'da böyle yazıyor" iddiası ile kadının erkeğin yanında öksürmesinin dahi günah olduğu gibi düşüncelerinin yayılmasına neden olmuştur.Bilimsel eğitimin günah olduğunun hurafesi ile de özellikle kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmaları ve erkeğin hakimiyetini daha fazla ele geçirmesini doğurmuştur. Erkeğin kadını dilediği gibi yönlendirmesinden dolayı kadın, eğitimsizlikle birlikte kendi içerisinde yalnızlaşmaya başlamıştır. Bu yalnızlaşma sonucu kadın, kaderini tanrının yazmış olduğuna ve kocaya başkaldırmanın aslında Allah'a bir isyan olacağına inandırılmıştır. Örtünmenin tamamen çarşaflanma olarak algılanması kur'an'ın emri değil cahil anlayışın temsilciliğidir. Kur'an'da kadının müstehcen yerlerinin örtünmesi, cinselliğini ön plana çıkaracak hatlarının örtünmesinin söylenmesi esasen toplum tarafından rahatsızlık verecek bireylerden korunması amacıyla buyurulmuştur. Fakat yine ayetleri insanların kendince yorumlamasıyla, kadınlar korunmak dışında sandığa kapatılmak amacıyla elleri ve ayaklarının örtünmelerine ve hatta gözlerinin peçe ile kapatılmasına maruz bırakılmışlardır.
“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle (kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerinden giyinip örtünsünler. İşte böyle giyinmeleri tanınıp da (ahlaksızlar tarafından) eziyet edilmemelerine daha elverişlidir.”[4]
Yukarıda yazılan ayetlerin aksine yanlış yorumlarla toplumda gericiliğe neden olmuştur. Fakat yanlış yorumlamaya bile gerek kalmadan bazı ayetlerde de direkt olarak kadını aşağılayıcı ibareler kullanılmıştır.
“Sana kadınların ay (adet) hallerini de soruyorlar. De ki: O; nefret edilen bir pisliktir. Bunun için hayız (adet) zamanında kadınlarınızdan ayrılın (cinsî münasebette bulunmayın) ve temizlenene kadar onlara yanaşmayın. Tam olarak temizlendikleri zaman, Allah'ın size emrettiği (meşru ve mubah) yerden onlara gidin (münasebette bulunun). Şüphesiz ki Allah 'çok tevbe edenleri de sever, pisliklerden pak olanları da sever”[5]
“Kadınlarınız, çocuk yetiştiren ekin tarlanızdır. O halde tohum ekilen tarlanıza (ön tarata), nasıl isterseniz öyle varın. Kendileriniz için ileriye hazırlık yapın, önceden iyi ameller gönderin. Allah'tan korkun ve muhakkak onun huzuruna varacağınızı bilin. Takva sahibi müminlere Cenneti müjdele.”[6]
222. ayette kadının regl döneminde, kadının bir pislik olduğundan, ve bu dönemi geçirene kadar kadının nefret edilen bir varlık olduğundan bahsedilir. Hayızlı (adet) olmaları nedeniyle kadınların "pislik" hitabına reva görülmektedirler. 223. ayette ise kadının bir insan olarak değil de sadece çocuk doğurduğunda ve onu yetiştirdiği takdirde önem kazanan bir varlık olarak değerlendirilir. Kadın bir tarla, erkeğe ait bir tarla, yani bir mal olarak, kadının iradesine, isteğine bakılmaksızın erkek tarafından dilendiği gibi kullanılabilir. Kadının erkeği istememek gibi bir tercih hakkı yokken erkek istediği zaman kadınla birlikte olabilmektedir.
Tek Tanrılı dinlerin karakteristik özelliği kadının toplumun en aşağı tabakası olarak görülmesidir. Kadının toplumsal yaşamda siyasal, kültürel ve ekonomik olarak herhangi bir varlık göstermesine izin verilmemesidir. Hristiyanlık dininin diğer tek tanrılı dinler olan Yahudilik ve İslamiyet ile kıyaslandığında kadına biraz daha "özgürlük" tanıdığı görülmektedir. Ancak bu özgürlüğün gerçek anlamda bir özgürlük olduğunu söylemek mümkün değildir. Hristiyanlık dininde de kadın belli kalıpların, belli rollerin içine sokulmaya çalışılmıştır. Kadına biçilen rol, erkekten üstün olmamama, bilgi edinme ve onu öğretme iddiasında bulunmamadır. En önemli görevine gelince çocuk doğurmak, erkeğe itaat etmektir.
21.yy’da da durum farklı değildir. Her ne kadar kadın hareketlerinin artmasıyla, kadın hakları konusunda çeşitli ilerlemeler görülse de toplumdaki geleneklerin kadının karanlık tarihinde hala çok büyük yeri vardır. Kadının erkekten daha aşağı ve değersiz olmasına neden olan aslında ilk baştan beri toplumun ta kendisidir. 21.yy. yaşadığımız yıllarda dinlerin kadınlar üzerindeki etkisi yavaş yavaş kırılmaktadır. 3 büyük dini benimseyenler artık dinlerin etkisinden kurtulmaya başlamakta ve kadına gereken önemi vermektedir. “Kadın kazanırsa baş kesmez” atasözü İslam ülkelerinin bazılarında hala geçerli olsa da bu ülkelerde hem dininin gereklerini yerine getirip hem de devlet kademesinden başlayarak toplumun önemli görevlerinde kadınları görmek mümkün ve bu eskisi kadar yadırganmamaktadır. Hatta bazı İslam ülkelerinde kadının kamu alanında olmasını bizzat sultanlar, emirler desteklemektedir. Kadının görevinin sadece çocuklarına bakmak olduğu, mutfak işleriyle uğraşması gerektiği, kadının siyasette, toplumsal işlerde rolünün olmadığına inanılan dönemler artık Batı tarafından “gerici” diye sıfatlanan Müslüman ülkelerde bile geride kalmaktadır. Kadınlar artık toplumun her alanında önemli görevleri başarıyla yerine getirmekte hatta bazı konumlarda erkeklere hükmetmektedir. Batıda gelişen feminizm artık doğudaki ülkelerde de kendini göstermektedir. Kültürün önemli bir tabu olduğu ülkelerde dahi kadın erkeklerle eşitlik sağlama yolunda gerekli adımları atmaya başlamaktadır.[7]
Batıda kadın hakları teorik olarak çeşitli düşünce akımlarının etkisinde tartışılıp gelişirken, temelde ataerkil düzenin etkili olduğu Türk toplumunda kadın hakları ve kadının sosyal hayata katılımı için mücadele edilmiştir.
[1] T.C Diyanet İşleri Bakanlığı, “Salih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” cilt I., sy.49
[2] T.C Diyanet İşleri Bakanlığı a.g.e., cilt X.,sy.272
[3] Kuran-ı Kerim, El Bakara Suresi, 228.ayet
[4] Kuran-ı Kerim, 33., Sure 59. Ayet
[5] Kuran-ı Kerim, El Bakara Suresi 222. Ayet
[6] Kuran-ı Kerim, El Bakara Suresi 223. Ayet
[7] Ayşe Böhürler & Aslıhan Eker, a.g.e, sy: 131 – 152
5 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder