“Kadının toplumdaki gizli güçleri doğum gizinden kaynaklanmaktaydı. İlk dönemlerde erkeğin doğumdaki etkinliğinin bilinmemesi kadınların gizil güçlerinin olduğuna olan inancı arttırmakta, kadın mitlere konu olmakta, tanrıça kabul edilmekteydi.”[1]
“Mitolojinin erkeklerin bakış açısına göre yazıldığı ve söylendiği açık bir gerçektir.Hemen hemen bütün mitlerde kadınlar ikinci sınıf insan olarak ele alınır.Onlar yaratılışa sonradan katılmış kişilerdir.Öyle ki zaman zaman daha da ileri gidilip aşağılık ve kötü tip olarak nitelenirler.”
“Ana tanrıçalar hemen hemen dünyanın her yerinde hem yaşam veren hem de yaşam alan varlıklardır.Onlar toprağın canlı örnekleridir.Bitki ve hayvanların koruyucusudur.Aşkı,evliliği ve analığı simgelerler.Tanrıçalar bu özelliklerin ya tümünü ya da bir kaçını temsil ederler.Nitekim Hindistan’da Kali,Sümer’de İnanna,Babil’de İştar,Filistin’de Astarte,Yunan’da Aphrodite,Demeter ve Artemis,Roma’da Kybele ve Venüs,Mısır’da İsis böyledir.” [2]
Erkeğin gebelikteki rolünün tarih içinde keşfedilmeye başlanmasıyla kadın toplum üzerindeki etkinliğini kaybetmekte; değişen toplumsal yapıyla birlikte üstünlüğün erkeğe geçişine göz yummak zorunda kalmaktadır. Toplumsal değişmeyle birlikte kadını ezen sadece üretim güçlerinin sahipleri değil; büyük kitlelere kendini kabul ettiren dinler de kadına gereken önemi vermemişlerdir. 3 büyük dinde kadınlarla ilgili çeşitli hükümler vardır ve bu hükümler ataerkiyi destekler niteliktedir.
“Eski Yunanlılar, kadınların çocuk doğurma yetilerinin onlar ile Doğa’nın bereketi arasında bir bağlantı kurduğunu düşünmüşlerdir.”[3]
Pisagor’un İ.Ö 6. yy’da düzenlediği karşıtlar tablosunda kadınlık, açık bir biçimde, sınırlanmışlığın –tam ve açık olarak belirlenmişin- karşıtı olarak alınan sınırlanmamış olanla –muğlak ve belirsiz olanla- ilişkilendirilmiştir. Erkeklik, etkin, belirlenmiş formla, kadınlık da edilgen, belirlenmemiş maddeyle aynı safta yer alır. Bu eşleştirme için gereken uygun ortam, Yunanlılar’ın insanın üremesine ilişkin geleneksel anlayışınca hazırlanır; bu anlayışa göre baba, biçimlendirici ilkeyi sağlayandır, üremenin gerçek nedensel gücüdür; buna karşılık anne, sadece bu biçimi (formu) veya belirlenmiş olanı kabul eden maddeyi sağlayan ve babanın ürünü olan şeyi besleyendir.[4]
“Platon’un Timaeus’te aktardığı mitolojide, yüce kozmik akıl kavramıyla ilişkili olarak yapılmış bir cinsiyet ayrımı imasına rastlanır. Evrendeki Akıl ve düzenin yansımasının kadın ruhunda, erkek ruhundaki kadar ne olmadığı varsayılır. Kadınların ruhları, Akıl’dan yoksun erkeklerin günahkâr ruhlarından doğar; bu nedenle de ruha rasyonel olmayan öğelerin karışması, kadınlarda daha sık görülen bir durumdur.”[5]
[1] Hatice Akdoğan, a.g.e, sy. 19
[2] http://www.ogretmenforum.net/mitoloji_nedirdunya_mitolojisine_genel_bakist8835.0.html;msg71387#msg71387 ( online 07.01.2009 )
[3] Genevieve Lloyd, “ Batı Felsefesinde Erkek ve Kadın” , Çev: Muttalip Özcan, Ayrıntı Yayınları, 1996, sy.22
[4] Genevieve Lloyd, a.g.e, sy: 28 – 32
[5] Genevieve Lloyd, a.g.e, sy: 29
5 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder