“Osmanlı döneminde, kadın, eğitim hizmetlerinden de yoksun bırakılmıştır. Ailede, erkeğin, hukuksal ve sosyal üstünlüğü kadını iyice güçsüzleştirmiştir. Böylece, poligami aileye girmiştir. Bunun sonucu olarak erkek, birden çok kadınla evlenebilme özgürlüğüne kavuşmuştur. Üstüne üstlük erkek, dilediği zaman tek taraflı bir irade ile eşini boşayabilme hakkını kendinde bulmuştur. Evlilik çağına gelmiş veya öyle düşünülmüş kız çocukları, erkek çocuklara nazaran, mirastan yarım pay alması hükmü getirilmiştir. Mahkemede kadın şahidin ifadesi, erkek şahidin ifadesinden değersiz kabul edilmiştir. Kadınlara ücretli çalışma hayatı kapalı tutulmuştur. Osmanlı dönemi Türk kadınının durumu Tanzimat’la bir nebze hareketlenmiş bulunmaktadır. Bu kıpırdanmalar bazı aydınlardan gelmiş, özellikle, yazarların edebi eserlerinde çizilen kadın tiplerinde Osmanlı toplumunun kadın anlayışına bir başkaldırı gözlenmiştir. Halide Edib’in, yaşamı boyunca kadınların haklarının savunulması için verdiği çaba ve bu çabayı haklı gören aydınların katkıları ile kadınların eğitimi konusunda önemli adımlar atılmıştır” [1]
Türkiye’de feminist akımların güçlenmesi, kadınların bir sosyal kategori olarak incelendiği araştırmaların çoğalmasına sebep olmuştur. Feminizm bir şekilde dikkatlerin kadında toplanmasını sağlamıştır.Gülnur Savran’ a göre; feminizm, Türkiye’de 12 eylül sonrası solun, kendi geçmişini değerlendirme imkanını bulduğu noktada çıktı. feminizm zaten kentli kadın hareketi olacaktır, köylü kadın hareketi olmayacaktır. [2]
“Şirin Tekeli’ ye göre ise Türkiye’de feminizm ilk kez 1980’lerde gündeme gelmedi. kökleri 19 yüzyılın sonlarına giden yüz yıllık bir geçmişi var.”[3]
Tekeli bu dönemi üç evrede inceler. “Birinci evre; II. Meşrutiyet döneminde kurulan kadın dernekleri ve bunların suffraget hareketin başını çektiği uluslararası feminist harekete duyarlı ancak, orta sınıf Osmanlı kadınlarının kendi günlük yaşam deneyimlerinin eleştirisinden beslenen dönem. ikinci evre; bu ilk hareketin taleplerini özümseyerek medeni kanun(1926) ve oy hakkı getiren anayasa değişikliğiyle(1934) bir devlet feminizmi ortaya çıkmıştır.198o yılların ikinci yarısında feminizm (kadın hareketi) kamuoyunda meşruluğu giderek kabul gören bir hareket haline geldi.”[4]
Türkiye’de feminizmi en popüler hale getiren ve kamuya mal eden, kişi olarak adeta feminizmle bir anılan şahıs, Duygu Asena’dır. yazdığı kitaplar en çok satan ve okunanlar listesine giren, dönemine göre çok uçuk bir cinsel özgürlüğü ve aile yaşamını öneren yaklaşımıyla, hemcinsleri kadar erkeklerinde ilgisini çekmiştir. onun seksenli yıllarda yazdıkları, doksanlı yıllarda okuyucudan büyük rağbet görmüştür.
“1935 yılında kadınların erkeklerle aynı haklara sahip oldukları savıyla Türk Kadınlar Birliği kapatılarak, tabandaki bağımsız kadın hareketine son verildi. Kendilerini feminizmde çok Kemalizm’le özdeşleştiren bu kuşak feminizme sırt çevirdi. Böylelikle cinsler arası eşitliği imkansız kılan Medeni Kanun’un bu özelliği kadınların gündeminden çıkmış oldu.”[5]
Erkeklerin kadınları kendi bakış açılarından tanımladıkları klişeler içine hapsettiklerini vurgulayan Aksu Bora; oluşan klişelerin ortak özelliklerini şöyle açıklıyor: “kadını erkeğe göre ve erkeğin bakış açısına göre tanımlaması, kadını kendi namus ve şerefinden sorumlu olamayacak, özerklikten yoksun bir nesne olarak görmesidir.” [6]
“…kadınların, idealleriyle, gerçekte yaşadıkları birbirini tutmamaktadır. her ne kadar erkeklerle eşit şartlarda iş hayatına atılmış olsalar da, kendilerini erkeklerden bağımsız hissetseler de, hala “annelerinin margarinini kullanıyorlar”. bunun sebepleri olarak; bluğ çağı başladıktan sonra kız çocuklarının ahlak eğitimini anneden çok babanın üstlendiği, erkek çocuklarına verilen sorumluluk hissinin kız çocuklarından esirgendiği, kız kardeşleri üzerini değiştirirken erkek çocuklarının uzaklaştırılması, “haya” gibi bir olgunun kadın psikolojisini bozduğu gösterilmektedir.” [7]
[1] Prof. Dr. Emel Doğramacı "Türkiye'de Kadının Dünü ve Bugünü", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992 sy: 8
[2] Gülnur Savran’dan aktaran, Şirin Tekeli, “Kadın Bakış Açısından Kadınlar”, İletişim yayınları, İstanbul, 1993 sy:19
[3] Şirin Tekeli, a.g.e sy:30
[4] Şirin Tekeli, a.g.e, sy:30
[5] Şirin Tekeli, a.g.e sy:31
[6] Aksu Bora’nın Toplumsal Cinsiyet ve Medya Atölyesi kapsamında 30.06.2008 tarihinde gerçekleşen “Kadınların Toplumsal Tarihine Bakış” seminerinin notlarından alınmıştır.
[7] Ayşe Sevim, “Feminizm”, İnsan yayınları, İstanbul, 2005 sy: 94
5 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder