5 Ekim 2009 Pazartesi

YERLEŞİK DÜZEN VE ATAERKİ

Toplumlar arasındaki ilişkileri belirleyen üretim araçlarının gelişimi olmuştur. Yerleşik düzene geçilmesini sağlayan alet yapımı üretim ilişkilerinin gelişmesine neden olmuş, bu gelişme de toplumu sınıflara bölmüştür. Üretim araçlarının belirli ellerde toplanmaya başlanması, bu varlıkları koruyacak üst yapı düzenlemeleri gerektirmekteydi. “Üst yapı bu işleve uygun kurumlarla donatıldı. Devlet, hukuk, din vb kurumlar örgütlenmeye, biçimlenmeye, sınıfsal içerik kazanmaya başladılar.”[1] Özel mülkiyetin yayılmasıyla değerli eşyanın aile içinde birikimiyle ve devamlı artan zenginleşme arzusuyla varlıkların devri sorunu ortaya çıktı. Silah ve aletlerin, sürü ve esirlerin sahibi olan baba; oğullarının mirasçı olmasını ister. Analık hukukunda miras kardeşlere kalmaktaydı, çocuklar miras üzerinde hak sahibi değildi; özel mülkiyetle beraber baba mirasçısı olarak çocuğunu kabul etti ve bu da analık hukukunun yıkılmasına neden oldu. Miras bırakmak isteyen baba mirasçının kendi çocuğu olmasını istedi ve ana soylu aile devri kapandı. Artık aileye baba hakimdi; aileye hakim olmaya başlayan baba zamanla kültüre de hakim oldu. İşte bu sürecin ardından ataerkil dönem başlamıştı.

“Daha önce topluluğun başlıca öğesi olan kadın artık ikinci plana düşmüştü. Analık hukukunun yıkılışı, kadın cinsinin büyük tarihsel yıkılışı oldu, kadın aşağılandı, köleleşti ve erkeğin keyif ve çocuk doğurma aleti haline geldi…”[2]

“Tarihte ilk sınıflı toplum köleci toplum olmuştur.Eldeki sermayenin birikmesi, yeni süreçte işler yapacak insan emeğini gerekli kıldı. Bu nedenle savaşlarda esir alınan insanlar köle olarak kullanılmaya başlandı.”[3]
“Aile üzerinde gerçekleşen ekonomi-politik sistem, patriyarka, toplumsal cinsiyeti meydana getiriyordu ve aslında kendisi çok daha büyük bir sorundu. Aile içinde, ataerkillik de denilen, babanın ev içinde harcanan tüm emeğe ücretsiz el koyması, yani kölelik, bir tür sömürü ilişkisi doğuruyordu. Bu emek, gerek ev işlerinin, gerekse babaya ait herhangi bir mülk veya işletmenin kimi işlerinin, kadın ve çocuklar tarafından hiçbir ücret talep etmeksizin yapılmasıydı. Aile işletmelerinde elde edilen kara veya evde çalışan kadının ücretine babanın el koyması ve bu emeğe sadece boğaz tokluğuna sahip olmasının yarattığı kölelik sistemi, feministlerin en çok tartıştığı konulardan biri oldu.”[4]
[1]Füsun Tayanç & Tunç Tayanç, “Dünyada ve Türkiye’de Tarih Boyunca Kadın”, Fan Yayınları, Ankara, 1981, sy:30
[2] Friedrich Engels, a.g.e, sy.76
[3] Hatice Akdoğan, a.g.e, sy: 24
[4] Pusper Neves, a.g.e sy. 102

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder